Prof. Dr. Ali Göçer ile Röportaj: “Öğretmenim Beni Sorumlulukla Ödüllendir”

Eğitimlik ekibinden Gürkan Moralı, Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Prof. Dr. Ali Göçer ile bir araya geldi. Hocamız Türkçe eğitimi alanında akademik çalışmalarını yürüten, alanında önde gelen, saygın ve üretken bir akademisyendir. Kendisinin ulusal ve uluslararası birçok bilimsel etkinlikte sunulmuş bildirileri, ulusal ve uluslararası akademik dergilerde yayımlanmış 100'ün üzerinde makalesi, 2 kitap editörlüğü, yayımlanmış 10'un üzerinde akademik kitabı ve 15 kitap bölümü bulunmaktadır. Kendisini öğretmen ve eğitimci olarak niteleyen Göçer, eğitime yönelik fikirlerini yeni yayımladığı "Öğretmenim Beni Sorumlulukla Ödüllendir" adlı kitabıyla daha geniş kitlelerle paylaşmaktadır. Röportaj sorularımızı samimiyetle, üzerinde beyin fırtınası yapılması gereken pek çok noktaya işaret ederek yanıtlayan Prof. Dr. Ali GÖÇER'in görüşlerinin öğretmen ve öğrenciye bakış konusunda yeni perspektifler sunacağını öngörmekteyiz. Şimdi sizleri Hocamızın görüşleriyle baş başa bırakmaktayız.

- Yeni kitabınız için tebrik eder, okuyanının bol olmasını temenni ederiz. İlk olarak “Öğretmenim Beni Sorumlulukla Ödüllendir”i yazma amacınızı bizlerle paylaşır mısınız?

Çok teşekkür ederim, sağ olunuz. “Öğretmenim Beni Sorumlulukla Ödüllendir”i yazma amacımı genel olarak şöyle ifade edebilirim: Malumunuz Türk eğitim sisteminde 2005 yılından itibaren öğretim programlarının felsefesinde bir değişikliğe gidilmiş ve davranışçı öğretim yaklaşımından yapılandırmacı yaklaşıma geçilmiştir. Davranışçı öğretim yaklaşımında istendik davranışların kazandırılması ön planda iken yapılandırmacı yaklaşımda birey olma nitelikleri öncelenen öğrencilere bulundukları ortamın gerektirdiği (eleştirme, katkı verme, düşüncelerini rahatlıkla ifade etme vb.) becerileri sergileyebilecek donanım kazandırmak ön plandadır. Bunun için ‘öğrenci merkezli eğitim’, ‘öğrenci merkezli eğitim’ dillere pelesenk olan bir söylem olarak kullanılmaktadır. Gelin görün ki uygulamada durum hiç de öyle değildir. Bugün hâlâ sınıfa girip ders anlatan veya test soruları çözdüren öğretmenlerin olduğunu görüyoruz. Bu şekilde öğrenciler pasif alıcı rolünden aktif katılımcı rolüne geçemiyorlar. Öğretmenlerin tek yönlü ders anlatmalarından öğrencilerle birlikte ders işlediği öğrenen odaklı uygulamaların hâkim kültür olduğu eğitim uygulamalarına geçilebilmesinde küçük bir farkındalık oluşturmak önemli bir amaç olarak görülebilir.


- Kitabınızda yeni nesil öğretmen ve öğrenci kavramlarını yoğun olarak işlemekte ve dikkatlerimizi bunlara çekmektesiniz. Sizce yeni nesil öğretmen ve öğrencilerin öne çıkan özellikleri nelerdir?

Öğretim programlarında davranışçı yaklaşımdan yapılandırmacı yaklaşıma geçilmesiyle öğrenme süreçlerinde öğretmenlerin ve öğrencilerin rol ve sorumluluklarında büyük değişiklikler olması hedeflenmiştir. Öğretmenin hazır bilgi verici, doğrudan bilgi aktarıcı rolü yerine bilgiyi keşfettirici, bilgiye ulaştırıcı rolü öne çıkmıştır. Öğretmenin eğitim süreçlerinde öğrencinin bilgiyi keşfetmesi için onlara ipucu veren, yol gösteren, taktik veren, sürece aktif katılımları için farkındalık kazandıran, sorumluluk veren ve öğrencinin sonuca kendisinin gitmesini sağlayan eğitim koçluğu rolünü üstlenmesi gerekmektedir. Aynı şekilde tüm öğrencilerin de sorumluluk alan, sürece aktif katılarak ‘Ben de varım.’ diyebilen, her öğrencinin sınıfta aktif birer üye olarak varlıklarını hissettirmeleri gerekmektedir ki fark yaratabilsinler. Ne yazık ki öğretmen merkezli öğretimden öğrenen odaklı eğitim ve öğrenme süreçlerine istenilen/hedeflenen oranda henüz geçilememiştir. Bu geçiş sürecinde öğretmenlerin ve öğrencilerin rol ve sorumluluklarına yönelik küçük de olsa bir farkındalık oluşturmak için kitapta sıklıkla yeni nesil öğretmen ve öğrencilerin özelliklerine değinmeye özen gösterdim.


- Eğitimde davranışçılıktan bize miras kalan ancak hâlâ eğitim ortamlarında kullandığımız ödül ve ceza üzerinde tartışmalar devam etmektedir. Ödül ve ceza konusuna nasıl yaklaşmaktasınız?

Bir kere eğitimde cezanın yeri yoktur, olmamalıdır, bunun altını çizelim. Bununla ilgili kitapta şöyle bir ifade kullanmıştım sanırım: ‘En olumsuz durumda bile öğretmenin, öğrencilerin eğitsel farkındalıklarını artırmak için, kızmadan, tatlı sert bir eda ile öğrencilerine yaklaşması gerekir. Onun için en işlevsel ceza, tatlı sert eda!’ diyoruz. Olumsuz durumlarda sergilenen tavrın, verilen tepkinin öğrenciyi eğitim ortamlarından soğutmaması gerekiyor. Gelelim ödül konusuna. Öğrencilere iyi bir performans sergilemelerini sağlamak için ödül konulmaz, konulmamalıdır. Bir diğer ifade ile öğrenci başarımını ödüle endekslememek gerekir. Öğrencilerin ödül için çalışmaları yerine, kayda değer çalışmalarına -öğrencide bağımlılık oluşturmayacak sıklıkta- ödül verilebilir. Anadolu’nun farklı yerlerinde öğretmenlik yaptığım için rahatlıkla ifade edebilirim ki öğrencilerin küçücük bir başarısını dev aynasında göstererek geribildirim verdiğiniz zaman öğrencinin gözlerinin içi gülüyor, öz güvenini tetikliyorsunuz, motive ediyorsunuz ve daha sonra öğrenci sizin karşınıza daha üst düzey bir başarımla çıkıyor ya da çıkma gayretini gösteriyor. Bunu öğretmen olarak rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz.

- Size göre fark yaratan öğrenci, sorumluluk üstlenen bir bireydir. Ancak günümüzde çoğu yetişkinin bile sorumluluktan kaçtığını görmekteyiz. Sorumluluk üstlenen öğrenciler yetiştirmek için öğretmenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Bugün öğretmen olsun, öğrenci olsun ya da herhangi bir birey olsun sorumluluk üstlenmesi, inisiyatif kullanabilmesi önemli bir beceridir. Sorumluluk üstlenme ve inisiyatif kullanma becerisi 21. yüzyıl becerileri arasında önemli bir yer edinmiş durumda. O zaman öğrencilerin bu becerileri kazanmaları ve etkin kullanabilmeleri için öğrenme ortamlarında aktif katılımcı olmaları gerekiyor. Öğrenme sürecine aktif katılan öğrenciler öz yeterliklerini tanıyarak ve öz güvenleri gelişerek sorumluluk almaktan kaçınmayacak, birey olma niteliklerini kazanarak gösterecektir. Benim öğretmenlere önerim, sorumluluk almaktan ve vermekten korkmayan öğrenme lideri olmalarıdır. Bu durum onların iş doyumlarına ve öğrencilerin yeteneklerini gördüklerinde de mutluluklarına kapı aralayacaktır. Dahası, eğitimle öğrencilere kazandırılması hedeflenen beceriler de öğrencilere kazandırılmış olacaktır. Eğitimde nihai amaç da bu değil midir?


- Öğretmenlerin sahip olması gereken en önemli özelliğin pedagojik farkındalık olduğunu söylemektesiniz. Pedagojik farkındalıktan ne anlamalıyız? Pedagojik farkındalık, bir öğretmene neler kazandırır?

Pedagojik farkındalık; konunun işlenişinde hangi yöntem ve tekniklerin kullanılacağının, hangi materyallerinin hazırlanması gerektiğinin, öğrencilerin bireysel farklılıklarının neler olduğunun ve buna göre sürecin nasıl tasarlanması gerektiğinin, süreçte ve sonuçta hangi ölçme değerlendirme uygulamalarının işe koşulması gerektiğinin… bilincinde olmak demektir. Pedagojik farkındalık, biraz önce de söylediğim gibi her şeyden önce öğretmenin iş doyumuna ulaşmasını, mesleğine odaklanarak daima daha iyi neler yapacağına odaklanmasını ve hedef kitlesini becerilerle donanımlı kılmasını sağlar.


- Eğitimdeki temel açmazın sonuç odaklı düşünmek olduğunu vurgulamaktasınız. Niçin eğitimde süreci görmezden gelip hep sonuç odaklı düşünüyoruz?

Sanırım pragmatik yaklaşıyoruz, çocuğun iyi para kazanan bir mesleğinin olması düşünülerek yola çıkıldığı zaman tüm süreci bu hedefe göre dizayn etmeye kalkışıyoruz. Böyle olunca da öğrencinin ilgi, yetenek, eğilim ve isteklerini rafa kaldırıyoruz. İşte en önemli yanlışı da burada yapıyoruz. Sonuç odaklı düşünüp süreci bu doğrultuda ilerletmek yerine, sürecin hakkını verip sonuca doğal bir akışla ilerlemek çok daha mantıklı, çok daha eğitsel. Sonuç odaklı düşünmek çoğunlukla ilk düğmeyi yanlış yere iliklemek gibidir. Analitik düşünüp süreci gerektirdiği gibi ilerletmek iyi bir sonuca götürür insanı.

- Kitabınızda özellikle bilgi ve beceri ayrımına sıklıkla değinmekte, bilginin dinamikliğine vurgu yaparak bilgi aktarımını eleştirmektesiniz. Günümüz eğitim ortamlarında bilgiyi nereye ve nasıl konumlandırmaktasınız?

Bilgi para gibidir. Parayı kişi emek vererek, alın teri dökerek kendisi kazanırsa o para kişi için kıymetli olur. Bilgi de böyledir. Bilgi öğretmenin aktarımı ile öğrenilirse kalıcı olmaz, öğrencinin etkin katıldığı etkinliklerle öğrencinin bilgiye kendisinin ulaşması hem bilginin iyi kavranmasını hem de yeri geldikçe beceri olarak sergilenebilmesini sağlar. Günümüz eğitim ortamlarında genel olarak bilgiyi aktarmanın, bilgi ezberletmenin çok şey olduğu zannediliyor. Hâlbuki bilgiye ulaşma kanallarının bu kadar çeşitli ve açık olduğu günümüzde bilgi aktarmak veya bilgiye sahip olmak o kadar da önemli değildir. Kullanılmayan bilgi koskoca bir hiçtir. Bilgi kullanıldıkça, paylaşıldıkça, hayata kalite kattıkça anlam kazanır. Onun için eğitim ortamlarında bilinen bilgileri ezberletmek yerine yeni bilgiler üretmenin çalışmalarına kafa yorulması gerekiyor. Bu çerçevede öğrencilerin sorumlulukla ödüllendirildiği süreçlerin işletilmesi işe yarar gibi geliyor bana. Tüm öğretmenlerimize, öğrencilerine sorumluluk vermekten korkmayan/kaçmayan bir anlayışla hareket etmelerini öneriyorum. Son olarak da eğitim sistemimizdeki tüm öğretmen ve öğrencilere sevgilerimi iletiyor, öğrencilerin dilinden öğretmenlerimize ‘Öğretmenim Beni Sorumlulukla Ödüllendir!’ diyorum.

442 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör