Fahrenheit 451


…çünkü, eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle,

bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız, değil mi?


Bazı kitapları, yıllar sonra tekrar okuduğumuzda kendi yaşımıza, tecrübemize ve diğer edindiğimiz tüm şeylere bağlı olarak anlamı değişebiliyor. Yıllar önce okuduğum Ray Bradbury’un etkileyici kitabını bir kaç günden bu yana tekrar incelemem çok iyi oldu aslında. İlk okuduğumda aaa evet çok güzelmiş dediğim kitabı bu defa hangi mesajları veriyor bakış açısıyla bir kere daha okuyunca daha içselleştirdim sanki.

İki üç yılda yazılmış beş kısa hikâyeyi yazar, bir daktilo kiralayıp, dokuz günde roman hâline getirme serüvenini, Almanya’da Hitler’in kitapları yakması ve İskenderiye kütüphanesi yangınlarından etkilenerek gelen mucizevi ilhama bağlıyor. İtfaiyecilerin kitap bulunan evleri tespit edip yakması üzerine kurgulanan romanda çok fazla metaforik anlatımla kitabın ve okumanın önemi vurgulanıyor, subliminal mesajlarla aslında…


Yakmak bir zevkti diye başlıyor Montag’ın hikâyesi… Kitaplar alevlerin içinde kaybolup giderken aldığı hazzı, komşu oldukları Clarisse ile tanıştıktan sonra kendini onun gözlerinde görerek sorgulamaya başlıyor. Uzun süredir düşünmediğini, çevresindeki hiçbir olayın farkına varmadığını, mutluluğunun gerçekte ne olduğunu yavaş yavaş Clarisse’le yaptığı kısa süreli sohbetlerden sonra soruyor kendisine… Mesleğe nasıl başladığı, neden bu işi seçtiği, karısı Mildred’ın uyumak için aldığı ilaçlarla hastalanıp gelen ilkyardım görevlilerinin kanını değiştirmesi ve sabahında yaşadıkları olaylar kendi içine dönmesini hızlandırıyor. Karısının üç duvar televizyonla geçirdiği anlamsız zaman tüketimi bugüne ithafken, ne kadar çok dijital alanlarla boşa vakit geçirdiğimize de ön uyaran oluyor bizlere. Komşusu Clariss 17 yaşında, anti-sosyal olarak tanılandığı için okula gitmiyor, ama ona göre sosyallik derinlemesine konuşmak, sohbet etmek demek. “İnsanlarla birlikte olmak güzel, fakat bir grup insanı bir araya getirerek, sonra da benim konuşmama izin vermemek sosyallik değildir bence” diyor Clariss. Ayrıca yine insanların sahip oldukları gereksiz nesneler üzerine sohbet ettiklerini, belirli şeylerle kendilerini mutlu sandıklarını, aslında gerçek manada birbirlerini duyumsamadan bir arada olduklarını da fark ettiriyor, şimdi yaşadığımız tüketim çağı insanına…

Flame Thrower - Illustration for the Book Fahrenheit 451 by Ray Bradbury

Clarisse’in ölümüyle düzeni iyice bozulan Montag “Nasıl bir duygudur acaba, itfaiyeciler bizim evlerimizi ve bizim kitaplarımızı yaksalar ne hissederiz” diye daha çok düşünmeye başlıyor yaptığı işi. Bir gece kitap yakmak için gittikleri evde kadının kendisini kitaplarla birlikte yakması, o evden alıp sakladığı kitabı eve götürmesiyle başlayan olaylar, ateşin yönünü tamamen değiştiriyor Montag için… Artık yakan tarafta değil; düşünen, farkına varan tarafta oluyor.

“Evet kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz şeyler, kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı”.
“Ve kitapları düşündüm, ilk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. Her birini bir insan düşünüp yaratmıştı. Bir insan onları kâğıda dökmek için günlerini veriyordu. Ben bunları düşünmeyi bile daha önce asla düşünmemiştim”…

Eskiden insanların, atların, köpeklerin, kedilerin ağır çekim hâlinde yaşadıklarını; yirminci yüzyılda hayatın hızlanmasıyla, kitapların kısaltılıp, her şeyin özetin özeti komik öykülere, kopuk sonlara dönüşmesi, yayıncıların, sömürücülerin ellerinde insanların kandırıldığını da fark ediyor ve fark ettiriyor bizlere.


Yüzbaşı Beatty’in kitapları yakma gerekçelerini Montag’ın evinde ona anlatırken kullanılan sözcüklerin hepsi şimdiki zamanda fazlasıyla düşündürücü gerçekten: “İyi okumuş bir adamın hedefinin kim olacağını kim bilebilir ki? O nedenle onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası olaylarla tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten “zeki” hissetsinler”…

The Mechanical Hound - Illustration for the Fahrenheit 451 by Ray Bradbury

Kitap sonraki bölümlerde daha önce tanıştığı profesör Faber’i araması, İncil’i alıp onun evine gitmesi, radyo kulaklıkla eve geri dönmesi, evde karısının arkadaşlarıyla girdiği diyalog, okuduğu şiir ve kadınların eşleri ve hayata karşı umursamaz tavırları, siyaset hakkındaki sığ düşünceleri; elindeki kitapları bahçeye saklaması, eşinin ihbar etmesiyle kendi evinin yanması ve arkadaşlarını yakması, kaçarak tekrar Faber’e sığınıp onun yardımıyla şehirden uzaklaşması üzerinden devam ediyor.


Montag kaçıp nehri geçtikten sonra onun gibi sistemden ve düzenden kaçan kitap severlerle buluşuyor. Daha sonraki zamanlara ulaştırmak için kitapların her birini ezberleyen birileriyle karşılaması, nehrin öteki tarafından şehre ve sisteme daha geniş bakması, gerçekleri daha iyi anlamasıyla biten roman, kendi içsel yolculuğumuzda farkındalığımızı artıracak ipuçları sunuyor bizlere de...


Özetle yaşama yönelik sorgumuz, algımız ve farkındalığımız ne kadar çoğalırsa kendi özümüze ulaşmamız ve kendi ışığımızı keşfetmemiz de o kadar yakın olacaktır. Bu da sanırım sadece okuyarak öğrenerek gerçekleşebilecek bir şey. Başka da yol görünmüyor…

Okumayanlar için keyifle okuyacakları bir öneri olsun…


Ve son birkaç alıntı…

“Televizör gerçektir. Dolayımsız ulaşır ve çok boyutludur. Sana ne düşünmen gerektiğini söyler, bombardıman eder, çok haklı görünür, seni kendi vardığı sonuçlara o kadar hızla sürükler ki zihninin, bu ne saçmalık!’ diye protestoya zamanı olmaz”…
“Halk, okumayı kendi isteğiyle bıraktı! İnsanlar eğleniyor”…
“Okullar kısaltıldı, disiplin gevşedi, felsefe, tarih, dil dersleri kalktı, İngilizce ve imla gitgide ihmal edilmeye başlandı, en sonunda tümüyle yok sayıldı. Yaşam dolaysız, iş az, eğlence çalışmaktan hemen sonra geliyor”…
“Artık çiçeklerin, kara toprak ve bol yağmurla yetişmek yerine, çiçeklerin sırtından geçinmeye çalıştığı bir zamanda yaşıyoruz”…
”Sabırsızlık karayollarında bir sürü kalabalık herhangi bir yere, hep bir yerlere, gidiyor, aslında hiçbir yere gitmiyor. İnsanlar göçebe dalgalar gibi bir yerden diğerine, ayın gelgit zamanını izlemeye başladılar”…

Nermin Elmas



#fahrenheit451 #radbradbury #kitap #kitapönerisi #kitaptavsiyesi #okuma #eğitim #egitim #eğitimlik #egitimlik #nerminelmas


*Görseller https://www.coroflot.com/caballero/Fahrenheit-451-Illustration-Set uzantılı adresten alınmıştır.

90 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

E-Posta Bültenimize Abone Olun!

  • Gri Instagram Simge
  • Gri YouTube Simgesi
  • Twitter

Copyright © 2019-2020  Eğitimlik - Eğitimi Düşünen Blog

egitimlikblog@gmail.com