Murat Moroğlu ile Röportaj: "Öğreten Kitaptan Uzak Durun!"

Eğitimlik ekibi, Murat Moroğlu ile bir araya geldi. Röportaj sorularını içtenlikle cevaplayan Murat Moroğlu, eğitimde pek çok önemli noktaya temas etti. Kendisine bize kattıkları ve desteği için çok teşekkür ederiz.

“Bir Bavul Kitap” adlı projeniz nasıl başladı, süreç nasıl ilerliyor, projenin geleceğine dair nasıl öngörüleriniz var?

Aslında bu bir proje değil. Saptadığım bir düşünce olduğunu düşünüyorum ve buna inanıyorum. Bu düşünceyi kendimce, Muratça doldurmaya çalışıyorum. Nedir bu boşluk? Nitelikli çocuk kitapları öğretmenler tarafından, üniversitelerde öğretmen adaylarına doğru aktarılabilen bir alan değil. Eksik aktarılıyor bu alan. Çünkü bence üniversitedeki hocaların da yeterince bilgisi yok bu alanda. Dolayısıyla öğretmenlerin bilgisi yok, anne-babanın bilgisi yok. Biz hâlâ 100 Temel Eser’de gidip geliyoruz. Aslında 3/4 ay önce kaldırdılar bunu. Sonra ülkenin en önemli dergilerinden birisi, Notos dergisi, yine 100 Temel Eser’e benzer tarzda bir şey yayımladı. Dolayısıyla burada bir boşluk var. Bu boşluğun adı şu: “Nitelikli çocuk kitabı nedir? Ben kitap seçerken nelere dikkat etmeliyim? Çocukları hangi ölçütlerde kitaplarla buluşturmam gerekiyor?” Ben bunu yüksek lisanstayken Hocam Sedat Sever’den gördüm. Onun öğrencisiyim, bu sebeple kendimi şanslı hissediyorum. Hoca bize nitelikli kitap ölçütlerinden bahsetmişti. Sonrasında bir senede 60/70 kitap okuduk. Ve ben drama öğretmeni olarak ne kadar yanlış yaptığımı anladım. Çocuklara çok yanlış kitaplar seçiyormuşum. Rol oynama ve doğaçlama çalışmaları da yaptırdığım için çocukların iyice içselleştirmelerine neden oluyormuşum. Nedir iyice içselleştirdikleri olay? Bir kere toplumsal cinsiyete çok olumsuz örnek oldum ben. Drama çalışmalarında Kırmızı Başlıklı Kız’ı canlandırdığımızda; Kırmızı Başlıklı Kız kız oluyor, annesi kız, onu kurtaran bekçiyse erkek oluyor. Bu noktada çocukların yanlış şeyler içselleştirmesine neden oldum. O zaman drama atölyelerinde nitelikli çocuk kitapları kullanmaya karar verdim. Nitelikli çocuk kitaplarında bir kere toplumsal cinsiyet algısı yok. Bir şeyi herkes yapabilir yani. Dramada rol oynama ve doğaçlama çalışmaları yapınca çocuk içselleştiriyor bunu. Bir Bavul Kitap projesi, aslında düşüncesi, oradan oraya gidip insanlara “Nitelikli kitap nedir? Bir kitap seçerken nelere dikkat etmemiz gerekiyor? O kitaptaki özellikler nelerdir?” vb. anlatmak. Ne zamana kadar gider, bilmiyorum. Şu anda çok keyifli gidiyor. Hemen hemen birçok ilden teklif geliyor. Bazen atölyeler açılıyor, bazen açılmıyor. Özel kurumlara da üniversitelere de gitmeye çalışıyorum. Gidebildiğim her yere gitmeye çalışıyorum. Ve her yerde de şunu anlatıyorum: “Nitelikli kitaplar bu ve buna benzer kitaplardır. Lütfen çocukları bu kitaplarla buluşturun. Çünkü bu kitaplar yetişkine de hitap ediyor. Yetişkini de değiştirip dönüştüren türden kitaplar.” Bir değişimden bahsedeceksek bu ülkede önce yetişkinleri değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kalıp yargılar… Öğreten kitaptan uzak durun, derim ben. Davranışlar öğretilmez, öğretilmemelidir. Bu empoze etmektir, bu dayatmaktır. Bir öğretmen çocuğa çevrene karşı duyarlı olmalısın, demeden çocuğu çevreye duyarlı hâle getirebilmelidir. Bunu nasıl bir öğretmen yapacak? Bunu yaratıcı bir öğretmen yapacak. Bunu; farklı düşünen, kısa film izleyen, sanatla ilişkili bir öğretmen yapabilir. Bunu ancak Kayseri’deki bütün müzeleri gezen, Kayseri’nin sokaklarında yürüyen, Kayseri’nin politik duruşunu ve Kayseri’nin neye ihtiyacı olduğunu bilen öğretmenler yapabilir. Yoksa istediğimiz kadar pedagojik formasyon kitabı okuyalım, bence hiçbir önemi yok bir noktada. Bir Bavul Kitap ise aldı başını, yürüyor. Bir bavul, diyorum ama 3, 4, 5 bavul olur yani. Yetmiyor, bir bavulu ancak taşıyabiliyorum.


Amaçlarınızdan birini “ülkemdeki tüm çocukların nitelikli kitaplar okumasına az da olsa katkı sunmak” şeklinde belirtmiştiniz. Bu uğurda karşılaştığınız en güçlü engel nedir?

Ekonomik engeller ve bürokratik engeller oluyor. Sonuçta ben buna bir emek veriyorum ve emeğimin karşılığını almak istiyorum aslında. Çünkü kendime de çok ciddi emek veriyorum. Ama çoğu zaman bunu göz ardı ediyorum. Ben devlet okullarına gittiğimde hiçbir ücret talep etmiyorum. Gidiyorum, öğretmenlerle ve ailelerle bir şeyler konuşuyoruz. Hiçbir şey talep etmem. Çok açık söylerim. Yaşamın bir gerçeği var. Ben bir öğretmenim sadece. İstanbul’da kirada oturuyorum. Oğlumun, eşimin, benim giderlerim var. Şöyle bir bakış açım yok ne yazık ki: “Arkadaşlar, ben giderim! Benim için önemi yok.” Hayır, gidemiyorum. Gitmem gereken yerler varsa gitmeyi çok istiyorum. Ve gidiyorum. Ekonomik olarak engellerim var. Uçak biletleri çok pahalı. Hafta sonları gidebiliyorum. Hafta içi çalışıyorum özel bir okulda. Dolayısıyla ben cuma yola çıkıyorum, pazar geri dönüyorum. Bunların hepsinin bir emek olduğunu düşünüyorum. Bu emeğin karşılığını alıyor muyum? Hayır, almıyorum. Ama severek yapıyorum ben bu işi. Hem nitelikli çocuk kitaplarını hem dramayı çok seviyorum. Bu ülkenin bir boşluğunu Muratça doldurmaya çalışıyorum. Doğru bilgilerle doldurmaya çalışıyorum. İkincisi bürokratik engeller var. Devlet okullarına gidebilmem için benim öz geçmişimi istiyorlar, benim ne yapacağımın bilgisini istiyorlar, kırk dereden su getiriyorlar. Benim MEB’ten izin almamı istiyorlar. Bazen ne yapacağımı belirtsem de müdürler karar alamıyor. Hatta birçoğu sorumluluk alamıyor. Peki, nasıl gidiyorum? Sorumluluk alan müdürlere gidiyorum. İnanan, bilen, destekleyen müdürler var. Ama hepimizin ortak noktası çocuk yararına çalışıyor olmak. O müdürler de böyle düşünüyor ve aslında olabilecek olumsuz durumlara karşı göğüs gerebiliyorlar. Bürokratik engellerle karşılaşıyorum. Ve de tabii doğal engeller var. İnsanlar gelmiyorlar. Mesela biz bugün Tekden Koleji’nde öğretmenlerden oluşan 22 kişilik bir ekiple müthiş bir çalışma yaptık. Ama diğer söyleşi için ailelere ulaşamamışlar. Çeşitli gerekçelerden ötürü gelmemişler. Söyleşilere olan ilgi azalıyor. İnsanlar ben biliyorum havasındalar. Değişen dünya şartlarının, değişen kitap özelliklerinin farkında değiller. Ve başka bir engel de insanların ilgisizliği… Çocuk yararına bir şey yapmak isteyen insanlara ortak bir çalışma teklifi sunduğumuzda uzak durabiliyorlar. Ayrıca zaman zaman popülerleşebiliyor bu olay sosyal medya aracılığıyla. Ve sömürüldüğümü de hissettiğim anlar oluyor. Bu da bir engel benim için. Ben zaten çok gönüllü ve çok istekliyim ama yaşantılarımdan ötürü sömürülme duygusunun bende bıraktığı kötü izin de etkisiyle artık sömürülmek istemiyorum. Çok net. Çok insanla iletişim kurduğum için kendimi kimin gerçekten istediğini kimin emmeye çalıştığını görebiliyorum. Bu benim için bazen olumsuz oluyor. Engellerden birisi de ailem. Oğlum var, eşim var. Mesela bu dönem, bir dönemde kaç hafta sonu var bilmiyorum ama yarısında dışarıdaydım. Aslında bu da bir engel. Engeller var açıkçası.


Eğitimde, özellikle Çocuk Edebiyatı’nda derhâl müdahale edilmesi ve değiştirilmesi gerektiğini düşündüğünüz sıkıntı nedir?

Belki birkaç tane veya çok var ama benim kesinlikle müdahale edilmesi gerektiğini düşündüğüm iki yer var. Birincisi dayatma. Yani öyle bir kurum oluşturmamız gerekiyor ki, Tuğba Coşkuner Hoca’nın da bahsettiği gibi “Yabancıların en iyi yazanları bize çevrildiği için bize hepsi iyi gibi geliyor. Onların da hepsi iyi değil.” bu ülkede de aynı uygulamanın olması gerekiyor. Bu ülkedeki çocukların okuyacağı şeyler bir yayınevinin bir insanına bırakılmamalı diye düşünüyorum. Bir kurul oluşturulmalı ve bu kurulda herkes olmalı. Ölçütlerimiz net olmalı ve ona göre bir yayınevi kitap basmalı. Büyük büyük yayınevlerinin, isim vermeyeceğim, çatışmaya girmek istemiyorum, Instagram’da popüler olan kişilere kitap yazmaları isteğinde bulunduklarını duyuyorum. Bir insanın bir anda 4/5 kitabı basılabiliyor farklı farklı yayınevlerinden. Devletin ya da özel sektörün buna kesinlikle müdahale etmesi gerekiyor. Her kitabın basılmaması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de çocuğa bir şey dayatan kitapların… Ne olursa olsun, konu bile vermiyorum, ölçüt dayatma. Bir kitap çocuğa “Ağacı sev, ağacı koru, çevreyi kirletme!” diyorsa o kitap basılmamalıdır. Ben bu konuda çok netim. Çocuğun o ilişkiyi kurmasını bekliyoruz ki yaşamına dönsün, içselleştirsin, yapsın. Devletin, MEB’in, Ziya Selçuk’un bir kere şuna el atması gerekiyor: Ders kitaplarındaki metinlerin ve görsellerin çocuk kitaplarından seçilmesi gerekiyor. Türkçe ve Hayat Bilgisi ders kitaplarındaki görsellere bakın, çok kötü. Metinler de kötü. Küçük Fare ile Kırmızı Duvar’a yönelik bir yazım var Eğitimpedia’da. Kitapta şöyle bir cümle geçiyor: “Hayatında pek çok duvar olacak minik fare, bazıları başkaları tarafından yapılacak ama çoğunu sen kendin yapacaksın.” Ben Hayat Bilgisi ve Türkçe ders kitaplarında bu tür metinlerin geçmesini istiyorum. Bu tür metinler geçerse çocuğun dil becerisi gelişir, iletişim becerisi gelişir, anlama beceresi gelişir. Bugün metinlerde çocuğun anlama becerisi “Murat kaşığını arkadaşına verdi. Altındaki soruda ‘Murat arkadaşına ne verdi?’” şeklinde sorularla ölçülmeye çalışılıyor. Zaten çocuk biyolojik ve psikolojik olarak sorunu yoksa bunu anlayacak. Çocuğu bu kadar küçük ve hor görmeye, ötekileştirmeye gerek yok. Zor metinlerin her sayfada olması gerektiğini söylemiyorum. Ama olmalı. Örneğin Eksik Parça diye bir kitap var. Kitapta bir parça eksik. Eksik parçasını arıyor. Bir tane eksik parça ile karşılaşınca ona: “Sen benim eksik parçamsın.” diyor. Eksik parça ise ona: “Ben kimsenin eksik parçası değilim. Birinin eksik parçası olsam bile senin eksik parçan olduğumu sanmıyorum.” şeklinde müthiş bir cevap veriyor. Hadi bunu çözün. Hadi Uç kitabında şu şekilde bir cümle var: “Kanaryama, kuşuma uçmayı öğreteceğim.” Adım adım yapacak. Birinci adımda ona kanaryam demeyeceğim. Kanaryam, 1. tekil. Yani sahipleniyor. Ve dolayısıyla ben ona benimsin demeyeceğim, diyor. Hadi bu cümleyi yorumlayalım. Türkçe ve Hayat Bilgisi ders kitaplarında işte bu tür metinlerin geçmesinden yanayım. Devletten de öyle çizerlerle değil, illüstratörler ile çalışmalarını bekliyorum. Öğretmenler yana yana anlama metni arıyor. Nedir bu anlama metni, ben anlamadım. Anlama metni burada, hadi bunu çöz. Bir Fırsatla Ne Yaparsın? kitabında müthiş bir cümle var: “Sonra şöyle düşündüm: ‘Belki her zaman cesur olmam gerekmez. Belki sadece doğru zamanda cesur olmam yeterli olacaktır.’” Benim Türkçe öğretmenlerim bunu yorumlasınlar. Türkçe öğretmeninin bunu yorumlaması için kendisini geliştirmesi gerekiyor. 5N1K olayını hocalarımız bize çok iyi anlattılar, çok iyi yorumluyoruz zaten. Burada hiçbir sıkıntımız yok. Hocalarımdan bir de şunu bekliyorum: “Belki her zaman cesur olmam gerekmez. Belki sadece doğru zamanda cesur olmam yeterli olacaktır.” cümlesini tartışsınlar. Bunu tartışabilecek yetişkin lazım bu ülkeye. Nasıl Başlar? isimli kitapta –benim başlangıç kitabımdır, her atölyede ve söyleşide kullanırım- şöyle bir cümle var: “Bir sır hiçbir şeyi anlatmamayı seçtiğinizde başlar, bir dostluksa her şeyi anlatmak istediğinizde.” Ayrıca böyle bir soru var: “Ya deniz kumsalda başlar mı, yoksa biter mi?” Öğretmenlerin böyle bir algısı var mı denize dair? Ne konuşacağız, bunu nasıl yorumlayacağız? Dolayısıyla nitelikli çocuk kitapları alanında bunların öncelikli yapılması gereken işlemler olduğunu düşünüyorum. Ve de kitapların ucuzlatılması gerekiyor. Ayrıca eylül ayında bir çanta ile okula gelen adamları okula almamak gerekiyor. “Hocam, müthiş bir set yaptım.” diyenlerin alınmaması gerekiyor.


“Nitelikli Çocuk Edebiyatı” kavramının sizin zihninizde nasıl bir karşılığı var? İnsanların bu kavramı nasıl algılamalarını umut ediyorsunuz? Siz kendi eserlerinizde hedeflediğiniz niteliklere ulaşabildiniz mi?

Önce sondan başlayayım: Hayır, ulaşamadım çok net. Çünkü bunun bir demlenme sürecinde olduğunu düşünüyorum. Nitelikli çocuk edebiyatı nedir? Bunun pek çok tanımı olabilir. Çocuğa göre yazılan edebiyata çocuk edebiyatı diyoruz esasen. Bence orada biraz da özelliklerine bakmak gerekiyor. Nitelikli çocuk edebiyatının bence birkaç tane temel özelliği olması gerekiyor ve bunların mutlaka bilinmesi gerekiyor. Bir çocuğa dayatmayan ve öğretmeyen eserler olması gerekiyor. İkincisi çocuğun neden-sonuç ilişkisi kurma becerisini destekleyen kitaplar olması gerekiyor. Üçüncüsü çocuğun kolay kolay anlamlandıramayacağı eserler olması gerekiyor. Her zaman değil tabii ki. Verdiğimiz metni çocuğun anlamasını bekliyoruz. Yok, çocuk her şeyi anlayabilen bir şey değil ki. Çocuğun bütünüyle anlamlandırabileceği metinleri yazmak zorunda değiliz. Onun için bütünüyle anlamlandırabileceği metinler yazdığımızda çocuğun neden-sonuç ilişkisi kurma becerisi gelişmiyor. Anlama becerisi de gelişmiyor. Ama onu zorlayan metinlerin, cümlelerin olması ki gerekiyor o zaman çocuk “Dur bir dakika, bunu anlamak için ne yapmam gerekiyor?” diye düşünüyor. Nasıl sorusunu soracak, zihnini harekete geçirecek, dolayısıyla bir anlam çıkartacak. Çocuğu nasıl beslerseniz öyle gider. Ben doğma büyüme Adanalıyım. Adana dışında bir yerde kebap yemiyorum. Neden? Çünkü Adana’da kebabın çok iyi olduğunu biliyorum. Bu örneği şunun için verdim: Eğer bir çocuğa nitelikli eserler okursanız, onlarla karşılaştırırsanız az önce kurduğum cümleleri o çocuk bir süre sonra anlar. Önemli olan onu besleyip belli bir düzeye getirmek. Ben neden başka yerde kebap yemiyorum? Adana’daki lezzeti başka bir yerde bulamayacağımı biliyorum. Tıpkı bunun gibi çocuk da bu lezzeti aldım, başkasına dönüp bakamam, diyecek. Bu çocuğa özgü bir şey değil, insanın doğasında vardır. Sadece bunu bulmak gerekiyor. İllüstratör ve yazarın uyuşması da önemli bir nokta. Uzun süre birlikte çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Aralarındaki uyumu yakalayabilmeleri önemli. Sedat Hoca: “Çocuk edebiyatının %49’u metin, %51’i çizimdir.” der. Çizimler metni destekler. Onun için de alelade çizimlerin değil, sanatçı duyarlılığı ile oluşturulmuş çizimlerin kullanılması gerek. Çocuk edebiyatı eserini okurken iki kişinin duyarlılığı ile karşılaşıyoruz: Yazar ve çizer duyarlılığı. Bütün kitapları bu şekilde değerlendirdiğimizde çocuk bununla beslenecek, dolacak, sonra da bunu cebinden taşırıp konuşmasıyla, bakış açısıyla, anlamasıyla, neden-sonuç ilişkisi kurmasıyla ifade edecek. Çizerin de en az yazar kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Hatta kitaplarım Yola Düşmek ve Bana Hayallerini Anlat’ın 2. ve 3. baskısında yazar ve çizeri aynı satıra aldım. İlk baskısında yazarın adı yukarıda, çizerin adı aşağıdaydı. Kendime statülere savaş açmış bir adam olduğumu hatırlatarak sonraki baskılarda bunu değiştirdim. Şimdi de üçüncü kitabım Bir Varlıkmış Bir Yoklukmuş’un çizimlerine başlandı. Varlık ve yokluk çemberini anlatıyor. Üçüncü kitabımda da yazarla çizerin adı aynı satırda olacak, statü farkı olmasın. Nitekim çocuğa birlikte nüfuz etmeye çalışıyoruz. Ve şimdiki bakış açımla değerlendirdiğimde ilk kitabım olan Bana Hayallerini Anlat –yaklaşık dört yıl önce yazmıştım- geliştirilmesi gereken bir kitap olabilirdi. Son olarak geçen mayıs ayında çıkan ve yolculuğun iyi bir şey olduğunu iletmeyi amaçlayan Yola Düşmek var. Eserlerimde nitelikli çocuk kitaplarının taşıması gereken niteliklere ulaşabiliyor muyum, bilmiyorum. Ama deniyorum, bazı eleştiriler de alıyorum. Yola Düşmek üzerine çok eleştiri aldım. Hatta büyük yazarlardan birkaçı Yola Düşmek’in de Bana Hayallerini Anlat kadar normal ve anlaşılabilir bir kurgusu olsaydı, şeklinde eleştiri yöneltti. Ama ben öyle düşünmüyorum. Nesin Yayınları’ndan çıkan Bulutların Arasında adlı bir kitap var. İlk baskısında “Ve bu neşeli gülümseme sessiz düşlemlerin arasına karıştı.” şeklinde geçen cümle son baskıda “Ve bu neşeli gülümseme hayallerin sessizce bekleştikleri yere karıştı.” şeklinde yumuşatıldı. Bir çocuğun bu cümlelerden hangisini daha çabuk anlayacağı aşikârdır. Bu niteliğe ulaşmak Murat için biraz daha zaman gerektiriyor, daha kırk fırın ekmek yemeliyim. Bolonya ve Frankfurt Çocuk Kitapları Fuarı’na gideceğim, Türkiye’deki pek çok okula gitmeliyim, sayısız yazar ile konuşmalıyım. Yaşam gerçekten çok ilginç. Daha on gün öncesine kadar Necdet Neydim’e ben soru soruyordum, o röportaj yakında yayımlanacak, bugün bana Kayseri’de soru soruyorlar.


Çocuk Edebiyatı ve Yaratıcı Drama ilişkisi, üzerinde en çok durduğunuz konulardan biri. Ebeveynler ile eğitimciler bu ikili arasındaki ilişkiyi nasıl görmeli? Bu ilişkiden istifade edilerek ne tür uygulamalar gerçekleştirilebilir?

Esasında benim de temel problemim bu. İnsanlara hem nitelikli çocuk edebiyatını anlatırken hem de yaratıcı dramayı çocuk edebiyatında nasıl kullanabileceğimizi anlatıyorum. Çünkü ben yaklaşık 17-18 proje çalışması yaptım ve bu süreçte çocuk edebiyatına yönelik de çalışmalar yaptım, kitaplar ve makaleler okudum ve dramaya yöneldim. Sonra bir baktım ki drama ile nitelikli çocuk kitaplarının bireylerde oluşturmak istediği amaçlar aynı amaçlar. İkisi de neden-sonuç ilişkisi kurma becerisine, ikisi de yaratıcılığa, ikisi de hayal gücünün gelişimine, ikisi de empati-sempati ve duyarlılık meselesine dikkat çekiyor. Bunların hepsi ne demek biliyor musunuz? Bireyin kendine yönelik farkındalığını geliştirmeye çalışıyor. Hepsinin üzerinde de estetik insan kavramı ortaya çıkıyor. Kendini bilen, kendine yönelik farkındalığı olan, duyarlı olan, haklarını bilen insan, estetik insan diyorum ben. Dolayısıyla hem çocuk edebiyatının hem de yaratıcı dramanın yapmak istediği insan tipi bu. Ben zaten dramacıyım. Derslerimde ya da atölyelerimde dramaya nitelikli çocuk kitaplarını ekliyorum, böylelikle daha güçlü bir atmosfer yaratmak istiyorum. Yaratıyor muyum, bilmiyorum ancak olumlu dönüşler alıyorum. Ama davranışa dökülmedikçe hiçbir şeyin gerçekleşmediğini düşünüyorum. Dolayısıyla çocuk edebiyatını yaratıcı drama ve eğitim süreçlerinde kullanıp materyale dönüştürmek istiyorum ama bunu çocuk edebiyatı eserlerine ders kitabı mantığı gütmeden yapmak istiyorum. Çünkü onlar ders kitabı değil, ders kitabı sanat eseri değildir. Ama çocuk edebiyatı kitapları sanat eseri. Bu sebeple eğitim ortamlarında tek derdim şu: Öğretmenlerin eğitim ortamlarına nitelikli çocuk kitaplarını taşımalarını istiyorum. Öğretmenlere şunu söylüyorum: Lütfen çocuklarınıza çalışma kâğıdı hazırlarken ya da sınıflarınızı görsellerle donatmak istediğinizde çocuk edebiyatının görsellerinden yararlanın. Çünkü çocuk edebiyatının görsellerinden yararlanırsanız çocuğun resim estetiğine de katkı sunmuş olursunuz. Ayrıca öğretmenlerin çocuk edebiyatı ile yaratıcı dramanın kazanımlarının ortak olduğunu bilmeleri ve eğitim süreçlerinde oyunlar ve canlandırmalarla çocuk edebiyatı eserlerini uzun süre çocuklarla buluşturmaları ve bu süreçlerde tüketmelerini istiyorum. Aslında amaçların bunlar olduğunu sarf edebilirim.


“Bir Varlıkmış Bir Yoklukmuş” ve “Ateşi Vermek İstemeyenler” isimli müstakbel kitaplarınız raflardaki yerini ne zaman alacak? Bu kitapların nasıl bir serüveni var? Bu kitaplar haricinde tasarladığınız yepyeni projeleriniz var mı?

Bir Varlıkmış Bir Yoklukmuş, varlık ve yokluk çemberini anlatıyor. Birisinin arabası ve telefonu vardır ve kendini varlık içinde hisseder. Kimisi bir arkadaş ister, kimisi yalnız kalmayı ister ve ciddi bir varlık içinde olmayı ister. O metin aslında bunu anlatıyor. Metnin okunduktan sonra bireyin ben ne zaman varlıklıyım, ne zaman yokluktayım şeklinde düşünmesini istiyorum. Ve ben o zaman kendime “Şu anda mutlu hissediyorsam neye sahibim, hangi yoklukta kendimi mutsuz hissediyorum?” düşüncelerini anlatmak istiyorum aslında. Derdim bu. Bu kitap muhtemelen eylül ya da ekim gibi yine Gergedan Yayınları’ndan –niye isim verdim, çünkü kitabın taslağını kendilerine ilettiğimde beğendiklerini ancak editörle görüşme yapmam gerektiğini söylediler, editörden yardım almayı seviyorum- çıkacak. Dolayısıyla Esra Uygun çizimlerine başladı. Muhtemelen bu çizim süreci 2-3 ay sürecek. Ateşi Vermek İstemeyenler’in adının değişme ihtimali olsa da büyük bir oranda kesinleşti. Henüz ortada hiçbir şey yok. Metnini yavaş yavaş yazıyorum. Aslında orada da toplumsal bir eleştiri gelecek. Birisi bir şey buluyor, çıkartıyor ve biz onun etrafında dört dönüyoruz ama sonra oradan ayrılmak istediğimizde bir sorun ile karşılaşıyoruz. Aslında ateşini vermek istemeyen kişi, ciddi bir statü sahibi toplumda ama sırf o ateşi bana o verdi diye sadece orada olmamı istiyor. Ama ben o ateşle başka bir yerde başka bir şeyler yapmak istiyorum. Ateşini vermek istemeyen kişinin bu denli güçlü olmasındaki etmenlerden biri de ‘oradaki’ bendim, benim davranışlarım ve düşüncelerimdi. Ancak bu sefer yılan bana dokunduğunda ben ciddi bir problemle karşılaşıyorum. Alt metni biraz ağır ama üst metni biraz hafifleterek gidecek olan bir kitap. O da muhtemelen bir sonraki sene olacak. Ben sürekli üretebilen birisi değilim. Ürünlerin arada sırada ve demlenerek üretilmesinden yanayım. Bana Hayallerini Anlat ve Yola Düşmek 1’er yıl sürdü. Ayrıca Yola Düşmek’in çizimi yaklaşık 6 ay sürdü. Bu süreç benim için pek kolay olmuyor. Bu sebeple benden kısa aralıklarda eser üretmemi beklemeyin. Ben önce bir kitapla vedalaşıp diğer kitaba yelken açıyorum. Bana Hayallerini Anlat ile vedalaştık, Yola Düşmek ile vedalaştık. Yani Bir Varlıkmış Bir Yoklukmuş ile vedalaştıktan sonra Ateşi Vermek İstemeyenler gündeme gelecek. Hayatın ne getireceğini bilmiyorum, ben ne zaman üreteceğime bakıyorum. Üretebilirsem ortaya çıkar, üretemezsem ortaya çıkmaz. Kitaplar haricinde Bir Bavul Kitap projesi var. Bu proje için birkaç yerle görüştüm, bu ciddi bir ekonomi meselesi. Gülben Ergen’in ülkenin pek çok yerine anaokulu açtığı gibi ben de insanlarla buluşup her okulda ve her kreşte içleri nitelikli kitaplarla dolu -en az 60-70 kitap olan- bir bavul kitabın olmasını istiyorum. Büyük projem budur. Yapabilir miyim, bilmiyorum. Bu proje çok ciddi bir maddi destek gerektiriyor. Bunu duyan birkaç yayınevi bana bavulları bulabileceğini ve içlerine kendi kitaplarını koyabileceklerini söylediler. Cevabım kesinlikle hayır! Ben hiçbir yayınevi ile çalışmıyorum. Gergedan Yayınevi’ni çok sahiplendim çünkü aynı kafadayız. Bavullarımın içinde birkaçı Gergedan, birkaçı Elma, Beta Kids, Domingo Çocuk, Hippo Kitap gibi yaklaşık 15-20 yayınevinin kitabı vardır. Ancak hiçbir yayınevinin boyunduruğu altına girmek istemiyorum. Bu projem gerekirse bir anda biter, bir anda yeniden başlar. Olması için çabalıyorum. Lakin bu ülkede bazı şeyler kolay olmuyor. Bazıları “Bu bavula hangi yayınevinin kitapları girecek? Neden bu kitaplar?” gibi sorular yöneltecektir hemen. Örneğin İyi Kalpli Küçük Tavşan dayanışmayı, özgürlüğü ve aslında komün yaşamayı anlatan bir kitaptır. Bu konu ile ilgili de çokça eleştiri alır. Bu kitap benim bavulumda var ve hep olacak. Sosyalizmi desteklediğim için değil, bize bir şey gösterdiği için. Dolayısıyla kendime göre değil, alana göre ölçütlerim var. Kimsenin boyunduruğuna da girmeden yapabilirsem her okulda bir bavul kitap olmasını istiyorum. Bunu yapabilirsem çok mutlu olurum: Her devlet okulu ve her özel okulda bir bavul kitap!


Henüz söyleşilerinize katılamamış olanlara ne gibi mesajlar bırakmak istersiniz?

Hiçbir mesaj bırakmıyorum. Sadece nitelikli çocuk edebiyatının farkına varmalarının ve günceli takip etmelerinin önemli olduğunu söylemek istiyorum.


#çocuk #çocukkitapları #çocukedebiyatı #edebiyat #nitelikliçocukkitapları #kitap #muratmoroğlu #birbavulkitap

0 görüntüleme

E-Posta Bültenimize Abone Olun!

  • Gri Instagram Simge
  • Gri YouTube Simgesi
  • Twitter

Copyright © 2019-2020  Eğitimlik - Eğitimi Düşünen Blog