Bir Aamir Khan Filmi: PK

İnsanlar arası farklılıklar Tanrı’nın değil, insanın eseri. Ve bu farklılık insanların ölmesine, birbirini yok etmesine sebep olan dünyanın en tehlikeli yanlış numarası.

Tıpkı ‘Her Çocuk Özeldir, 3 Aptal ve Dangal’ gibi Aamir Khan’ın PK filmi de zamandan bağımsızdır. Yönetmenliğini Rajkumar Hirani’nin yaptığı PK, 2014 yılında yayınlanır ve Hindistan’da en çok izlenen film olmakla birlikte evrensel nitelik kazanır. Başrollerini Peekay (Aamir Khan) ve Jaggu’nun (Anushka Sharma) paylaştığı ve izlemenizi önereceğim bu filmde bilim kurgu, komedi, dram, düşünme, sorgulama ve çokça eleştiri var. Ancak bu filmdeki eleştiriler hiç de alışık olmadığımız türden. İçeriğine girmeden belirtmek isterim ki spoiler konusunda hassas davranmayacağım. Sebebi ise iyi bir film birkaç spolier vermekle kendinden bir şey kaybetmez çünkü iyi bir filmin içinde birkaç spoilerden fazlası vardır. Ve PK’de çok iyi bir film…


Film Hindistan’ın Rajasthan bölgesine bir uzay gemisinin inmesiyle başlar. İçinden daha sonra kendisine insanlar tarafından Peekay (sarhoş) ismi verilecek başka gezegenden gelen bir araştırmacı iner. Daha dünyaya adımını atar atmaz karşılaştığı ilk insan tarafından uzay gemisini çağırmaya yarayan kontrol cihazını çaldırır. Hırsız bir trene atlayıp oradan uzaklaşır. Kontrol cihazı olmadan gemisine sinyal gönderemez ve nerede olduğunu bildiremez. Üstelik çıplaktır ve ülkenin dilini de bilmez çaresizce kontrol cihazını aramaya koyulur çünkü kontrol cihazı olmadan evine dönmesi imkânsızdır. Gönüllü olarak geldiği dünya keşfi artık Peekay için zorunlu bir keşif olacaktır.


Diğer kahramanımız Jaggu ise Sarfaraz Yusuf adında Müslüman bir gençle tanışır ve ona aşık olur. Jaggu durumu babasına anlatır. Babası, Tapasvi adındaki din adamının da etkisiyle bu ilişkiye şiddetle karşıdır. Çünkü Jaggu Hindu’dur. Kendi din ve inançlarına ait olmayan Sarfaraz; yalancıdır, Jaggu’yu aldatması kaçınılmazdır daha da kötüsü Pakistanlı bir Müslümandır onlar için. Jaggu tüm itirazlara karşı Sarfaraz’a inanır ve evlenmek ister. Jaggu ve Sarfaraz’ın ilişkisi Sarfaraz’a yapılan önyargılar neticesinde bir yanlış anlaşılmayı daha da kolaylaştırarak yeniden sınanır. Jaggu büyük bir hayal kırıklığıyla Delhi’ye döner ve bir TV’de muhabirlik yapmaya başlar.


Jaggu haber arayışı esnasında ‘Kayıp Tanrı’ broşürünü dağıtan Peekey’e rastlar ve hayli dikkatini çeker, Jaggu için sıra dışı bir haber olacaktır. Daha sonra mekân ve zaman kavramını aşacak olan ikilinin dostluğu burada başlar.

Peki, Tanrı kayıp mı? ‘Kayıp Tanrı’ broşürü de neyin nesi, Tanrı hiç kaybolur muydu? Eğer kayıpsa onu nasıl bulacaktı, sarı kaskı takarak mı fark edilecekti? Gerçek Tanrıya ulaşmanın yolu hangi dini inanç ritüellerini yapmaktan geçiyordu? Müslüman? Hristiyan? Hindu? İşte filmin merkezinde tüm bu soruların gerçek cevaplarını bulma arayışı, batıl inançları sorgulama ve ülkenin kültürel kodları var. İçinde bu kültürel çeşitliliği ve birçok inancı barındıran Hindistan ise kuşkusuz filmin kalbi.


Filmimizin en başına yeniden dönüp, inceleyerek ilerleyelim. Peekay’in başka gezegenden bir uzay gemisiyle dünyaya gelmesi, dünyayı tanımayan dolayısıyla toplumsal değer yargıları olmadan objektif değerlendirebilecek bir dış gözdür. Üstelik çıplak olarak gelmesi ve hiçbir dili bilmemesi ise sanki yeni doğmuş bir bebek gibi bütün düşüncelerden, kalıplardan azadedir.


Jaggu ve Sarfaraz aşkının kabul edilmemesi ise dinler arası hoşgörüşsüzlüğün, farklı dinden olan insanların birlikteliğine bakılan dogmatik düşüncenin yanılsamasıdır. Dini inançların yanı sıra kültürü en çok yansıtan bir diğer unsur da giyim kuşamdır. Bu ayrımı yapan ve insanlara farklı muamele yapan yine toplumun kendisidir. Mesela bir toplum için beyaz kıyafetin anlamı ‘dul’ iken başka bir toplum için ‘gelin’ anlamına gelir. Burayı filmden bir sahneyle örneklendirmek isterim:


Peekay: Kadının biri çok üzgün görünüyordu. Sebebini öğrenmek için elinden tutayım dedim ben de.

Yolcu: Dul bir kadını nasıl rahatsız edersin … ?

Peekay: Dul olduğunu nereden biliyorsun?

Yolcu: Giydiği beyaz sariyi görmüyor musun?


En nihayetinde, Tanrı ile insanlar arasındaki iletişim sisteminin çökertilmiş olduğu sonucuna varır Peekay. Din adı altında insanların Tanrı ile doğrudan bağlantısının kesildiğini bu bağlantının aracılarla sağlanmaya çalışıldığı ancak ne var ki bağlanılan numaranın ‘yanlış numara’ olduğu gerçeğine ulaşılır. Herkes yanlış numarayı çeviriyor:


"Bana her gün inek sütü ile duş al diyorlardı. Mantık bunun neresinde he?" eğer yanlış numara yerine doğru numaraya ulaşılsaydı: "Her gün Delhi sokaklarında binlerce aç çocuk yatıyor. Verin onlara, onlar içsin. Ben sütü ne yapacağım." derdi Tanrı.


"Bir keresinde, ona ulaşmak için yolda yuvarlanarak git demişlerdi bana. Hepimiz Tanrı’nın çocuklarıyız değil mi? Hangi anne-baba çocuğuna böyle tuhaf şeyler yaptırır ki? Baban sana ‘Yeni bir kıyafet almak istiyorsan yerde yuvarlan.’ dedi mi hiç?"


Filmde hiçbir din üstün tutulup ya da hiçbir din yerilmemiştir. Bütün dinlerin merkezinde ahlak en üstte tutulurken, sahte din adamalarının insanları manipüle etmesi sorgulanmıştır. Nikola Tesla’nın sözüyle yazımı sonlandırmak istiyorum. “O kadar cahilsiniz ki dininiz var diye ahlaka ihtiyacınız kalmadığını sanıyorsunuz.”


Fatma KÖSE


#film #PK #filmtanıtımı #düşünme #eleştireldüşünme # din #ahlak # sorgulama #aamirkhan #egitimlik #eğitimlik #fatmaköse

0 görüntüleme

E-Posta Bültenimize Abone Olun!

  • Gri Instagram Simge
  • Gri YouTube Simgesi
  • Twitter

Copyright © 2019-2020  Eğitimlik - Eğitimi Düşünen Blog